Türkiye’nin son 10 yılına damga vuran savunma sanayii atılımları, dünyada büyük ses getirirken tartışmaları da beraberinde getiriyor. İHA’lar dünyada savaş doktrinini değiştirirken; motor, batarya ve çip gibi kritik teknolojilerde dışa bağımlılık hala en büyük “zayıf karın” olarak önümüzde duruyor.
HABER MERKEZİ – Türkiye’nin savunma sanayii ve yerli teknoloji (TOGG) hamlesi, son yılların en çok konuşulan, en çok kutuplaşılan konusu haline geldi. Bir kesim “Dünya devi olduk” derken, bir kesim ise “Çin malına etiket basıyoruz” eleştirisini getiriyor. Peki, 2026 yılına geldiğimizde gerçek tablo neyi gösteriyor? İşte madalyonun iki yüzü.
SİHA’larda Gerçek Başarı, Motorlarda “Soru İşareti”
Türkiye, özellikle Bayraktar TB2, Akıncı ve ANKA gibi sistemlerle insansız hava aracı (İHA) liginde dünyanın ilk üç oyuncusundan biri olmayı başardı. Ukrayna ve Karabağ’da Rus savunma sistemlerini etkisiz hale getiren bu araçlar, “montaj” iddialarını çoktan çürüttü; çünkü bu araçların beyni sayılan yazılımlar ve mühimmatlar tamamen yerli.
Ancak İsveç, ABD ve Almanya gibi ülkelerin ulaştığı “jet motoru” teknolojisinde Türkiye hala emekleme aşamasında. KAAN gibi 5. nesil savaş uçağı projelerinde gövdeyi yapabilsek de, uçağa güç verecek motor için hala dış kaynaklara bağımlıyız. Bu durum, “Uçak bizim ama anahtarı başkasında mı?” sorusunu sormaya devam ettiriyor.
TOGG: Teknoloji mi, Aktivasyon mu?
Yerli otomobil TOGG, teknoloji dünyasındaki “parçaları birleştirme” (ekosistem) mantığıyla üretiliyor. Bataryası Çin ortaklı, tasarımı İtalyan olan bir aracın ne kadar “milli” olduğu tartışılsa da, uzmanlar bu durumun küresel bir standart olduğunu vurguluyor. Ancak eleştirmenler, bu tip projelerin halk nezdinde bir “aktivasyon aracı” olarak kullanıldığına ve derin teknoloji üretmek yerine montaj ağırlıklı ilerlediğine dikkat çekiyor.
Küresel Devlerin Kıskacında Türkiye
ABD, Çin ve Rusya; Türkiye’nin bu atılımlarını yakından takip ediyor. ABD, Türkiye’nin savunma alanında bağımsızlaşmasını stratejik bir tehdit olarak görürken; Rusya, Türk teknolojisinin sahada kendi silahlarını vurmasından rahatsız. Çin ise Türkiye’yi hem bir pazar hem de Avrupa’ya açılan bir kapı olarak görüyor.
Acı Gerçek: Beyin Göçü
Teknolojiyi makine değil, insan üretir. Türkiye’nin en büyük sorunu ise yetişmiş mühendislerini yurt dışına kaptırması. Savunma sanayiinde çalışan nitelikli kadroların Avrupa ve ABD’ye göç etmesi, “milli teknoloji” hamlesinin geleceğini tehdit eden en büyük risk olarak gazetemizin radarına takılıyor.
Sonuç olarak; Türkiye bir yola girdi ancak bu yolun “etiket yapıştırmaktan” öteye geçmesi için temel bilimlere, çip üretimine ve motor teknolojisine gerçek yatırımların yapılması şart.